Friday, October 26, 2007

DÜNYA SİNEMASINDAN BAZI OYUNCULAR.. (4)

Jennifer Lopez   
1970 yılında New York’ta dünyaya gelen Jennifer Lopez, öğretmen bir anne ile bilgisayar operatörü bir babanın üçüncü ve en küçük çocuğuydu. Profesyonel kariyerine şarkıcı ve dansçı olarak başlayan Lopez, kareograf Hinton Battle’ın Japonya’daki Synchrocinicity adlı müzikalinde görev aldı. Broadway’in Altın Müzikalleri adı altında Avrupa turuna çıkan Lopez, pek çok oyunda dansçı olarak yer aldı.
İlk performansını 16 yaşındayken " My Little Girl " adlı bir oyunda gerçekleştiren aktris, dört yıl sonra ulusal yarışmayı kazanarak Uçan Kız ismiyle " In Living Color "da rol aldı.
In Living Color "da birlikte çalıştığı bir arkadaşı, kocasının senaryosunu yazdığı ve yapımcılığını üstlendiği " South Central " filminde oynamasını teklif etti. Teklifi kabul eden Lopez, Fox yapımı olan filmde Lucy adlı bir market görevlisini canlandırdı. Bu filmden sonra CBS’nin " Second Chances " adlı filminde Melinda Lopez karakterini oynayan aktris, Connie Selleca ve Aaron Spelling gibi popüler isimlerle çalışma fırsatı buldu. Televizyon macerası " Malibu Road " adlı TV filmiyle devam eden Lopez, sinemada kariyer yapmaya karar verdi ve CBS’nin yeni kontrat teklifini reddetti.
1993 yılında hemşire Rosie karakterini canlandırdığı " Nurses on the Line: The Crash of Flight 7 " adlı diziyle televizyon kariyerine nokta koyan aktris, 1995 yılında Gregory Nava’nın " Mi Famillia " adlı filminde rol aldı. Gösterime girdiği zaman büyük tartışmalara neden olan film, 1930’lu yıllardan günümüze Los Angeles’ta yaşayan Meksikalı göçmenlerin yaşamını konu alıyordu.
Kariyerine Latin dünyasının ünlü yönetmenleriyle çalışarak yön veren Lopez, aynı yıl içerisinde Joseph Ruben’in " Money Train " adlı filmde rol aldı. Woody Harrelson ve Wesley Snipes gibi oyuncuların yer aldığı film, o zamanlar senatör Bob Dole tarafından protesto edildi.
1996 yılında Francis Ford Coppola’nın " Jack " adlı filminde Robin Williams’ın Latin öğretmenini canlandıran aktris, bu rol için Ashley Judd ve Lauren Holly gibi oyuncularla yarıştı. Ertesi yıl Sean Penn ve Nick Nolte ile Oliver Stone’un " U-Turn " adlı filminde oynadı.
1997 yılında ünlü Latin şarkıcı Serena Quintanilla Perez’in hayatının anlatıldığı " Serena " filminde başrol oynayan Lopez, sergilediği performansla büyük övgü aldı. Aynı yıl başrol oynadığı " Anaconda "nın beklenmedik bir gişe hasılatı elde etmesiyle popülaritesini arttırdı. Lopez, 1998'de George Clooney ile birlikte " Out of Sight " adlı filmde oynadıktan sonra en son 2000 yılında "The Cell"de rol aldı.

Filmografi:
2000 - The Cell
1998 - Out of Sight
1998 - Antz
1997 - Serene
1997 - Anaconda
1997 - U-Turn
1996 - Jack
1995 - My Family
1995 - Money Train
1986 - My Little Girl
 Jodie Foster   
" Bir Tom Cruise olmaya ihtiyacım yok. İhtiyacım olan yalnızca daima çalışmak " diyerek bir kadın oyuncu olarak kendine olan güvenini dile getiren Jodie Foster, sekiz yaşında adım attığı sinema dünyasına ısınma evresini çabuk atlatmıştı. Daha 14 yaşındayken Martin Scorsese'nin " Taxi Driver " filminde canlandırdığı küçük fahişe rolüyle Oscar Ödülü'ne aday gösterilen Foster, sayısız başarılı filme imza atarak Hollywood'da yerini sağlamlaştırdı.
Yale Üniversitesi'nin edebiyat bölümünde okuyan Foster, geçmişe baktığı zaman en çok özlemini duyduğu şeyin kendisini kolları arasına alacak bir baba olduğunu vurguluyor. Babasının henüz annesinin karnında iken kendilerini terk etmesiyle zor bir yaşamın kucağına düşen aktris, sevimli bir kız olması dolayısıyla TV yapımcıların ilgi odağı oldu. İlk olarak " Mayberry R.F.D. "nin çok kısa bir bölümünde yer alan Foster, diğer bir TV dizisi olan " The Courtship of Eddie's Father "da rol aldı. Küçük yaşta başladığı oyunculukla ailesinin geçimine önemli bir katkıda bulunan aktris, başlangıçta zorunluluktan dolayı atıldığı sinemaya zamanla kendini kaptırdığını belirtiyor.
10 yaşına basmasıyla birlikte büyük ekrandaki ilk deneyimini yaşayan Foster, 1972 yapımı " Samantha " adlı filmde küçük bir rol aldı. Ertesi sene " Tom Sawyer " da oynadıktan sonra " Taxi Driver "daki performansıyla parlayan genç yıldız, oyunculuğa doğru önemli bir adım daha attı. Üniversite'deki eğitimi süresince ikinci plana attığı sinemada önemsiz birkaç filmde rol aldı. 1985 yılında mezun olduktan sonra hem eleştirmenler hem de hasılat bazında hayal kırıklıkları yaratan filmlerde boy gösteren Foster, 1988 yılında Jonathan Kaplan'ın " The Accused " filminde başarılı bir portre çizdi.
1991 yılıyla birlikte ilk yönetmenlik denemesine soyunan aktris, başrolünü de kendi üstlendiği " Little Man Tate "i yönetti. Bu filmin ardından başrolünü Anthony Hopkins ile birlikte paylaştığı unutulmaz gerilim filmi " The Silence of the Lambs "de canlandırdığı bir katili yakalamak üzere görevlendirilen genç FBI ajanı rolü ile En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar Ödülü'nün sahibi oldu.
Yönetmenliğin yanı sıra yapımcılık işine de el atan Foster, sahibi olduğu Egg Pictures'ın yapımını üstlendiği " Nell "de rol aldı. Filmde canlandırdığı medeniyetten uzakta yaşamış vahşi kız rolüyle ikinci kez Oscar'a aday gösterilen aktris, sinema kariyesine romantik komedilerle devam etti : " Maverick ", " Sommersby " ve " Home for the Holidays ".
1997 yapımı " Contact " adlı filmde astronomik araştırmalar yaparken kendini bambaşka dünyalara yolculuk yaparken bir bilim kadınını oynayan Foster, bu rolüyle Altın Küre Ödülü'ne aday gösterildi. İki yıl sonra bir İngiliz öğretmeni canlandırdığı " Anna and the King " adlı filmde yer aldı. Bu sırada bir Broadway müzikalinde rol alan aktris, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği üçüncü kamera arkası çalışması olan " Flora Plum "ı Touchstone Pictures adına gerçekleştirdi. Bunun dışında sahibi olduğu yapım şirketi vasıtasıyla altı filmin daha gerçekleşmesine yardım etti.

Filmografi:
1999 - Anna and the King
1997 - Contact
1994 - Nell
1994 - Maverick
1993 - Sommersby
1992 - Shadows and Fog
1991 - Little Man Tate
1991 - The Silence of the Lambs
1989 - Backtrack
1988 - The Accused
1988 - Stealing Home
1987 - Five Corners
1987 - Siesta
1986 - Mesmerized
1984 - The Hotel New Hampshire
1982 - O'Hara's Wife
1980 - Carny
1980 - Foxes
1977 - Candleshoe
1977 - Casotto
1977 - Freaky Friday
1977 - Moi, fleur bleue
1976 - The Little Girl Who Lives Down the Lane
1976 - Bugsy Malone
1976 - Taxi Driver
1976 - Echoes of a Summer
1974 - Alice Doesn't Live Here Anymore
1973 - One Little Indian
1973 - Tom Sawyer
1972 - Kansas City Bomber
1972 - Napoleon and Samantha
Sharon Stone   
Büyük ekranın cazibeli ve büyüleyici kadını, Hollywood’un güzel tanrıçası Sharon Stone, Paul Veerhoven’in " Basic Instinct " filmiyle birlikte dünyaca üne kavuştu. Bu filmle birlikte 1990’lı yıllların, üzerinde en çok konuşulan aktrislerinden biri olan Stone, hayranlık ve kötü şöhretin harmanlandığı bir kariyerin kapılarını araladı.
1958 yılında Kuzeybatı Pennsylvania’da dünyaya gelen aktris, işçi ve geniş bir ailenin çocuğuydu. Güzelliğinin yanı sıra oldukça zeki olan Stone, Edinboro Üniversitesi’nde yaratıcı yazma ve güzel sanatlar dalında eğitim gördükten sonra, model olarak kariyer yapmaya karar verdi. Bunun için New York’a giden aktris, Eileen Ford ajansıyla anlaşma imzaladı. 70’li yıllarla birlikte başarılı bir model olmayı başaran Stone, Clairol, Revlon ve Diet Cola reklamı için dergi ve televizyonlarda boy gösterdi.
1980 yılında oyunculuğa merak salan Stone, ilk deneyimini Woody Allen’ın " Stardust Memories " adlı filminde " trendeki güzel kız " rolüyle gerçekleştirdi. Bu filmin ardından pek çok sıradan filmde rol alan aktris, 1990 yılında Paul Verhoven’in " Total Recall " adlı filminde Arnold Schwarzenegger’in gizli ajan karısını canlandırdı. Bu filmde hırçın bir güzeli canlandıran Stone, sinsi ve aynı zamanda oldukça seksi bakışlarıyla ikinci filmindeki rolünü garantiledi. Verhoven’in " Basic Instinct " filminde, erkeklere karşı düşmanlığı olduğu düşünülen biseksüel bir kadını canlandırdı. Bu filmle birlikte " Verhoven’in şiir perisi " olarak anılmaya başlayan aktris, 1993 yılında " Sliver " adlı erotik gerilim filminde rol aldı.
Ertesi yıl Sylvester Stallone ile " The Specialist " adlı filmde rol alan Stone, intikam peşinde koşan cazibeli ve bir o kadar da tehlikeli bir kadını canlandırdı. Aktris, Stallone ile birlikte yılın en uyumsuz film çifti ilan edildi.
1995 yılıyla birlikte " ciddi oyuncular " sınıfına terfi etmeyi deneyen Stone, Martin Scorsese’nin " Casino " adlı filminde eski bir fahişeyi canlandırdı. Filmdeki performansıyla Oscar ve Altın Küre’ye aday gösterilen aktris, güzelliğinin yanı sıra yeteneğini de konuşturma fırsatı buldu. Aynı yıl Sam Raimi’nin " The Quick and the Dead " adlı filminde kaba konuşup, çok içen intikam peşindeki bir düzenbazı canlandırdı. Filmde oldukça başarılı görünen aktris, filmin fazla gösterim imkanı bulamaması üzerine fazla ses getiremedi.
1996 yılında“ Diabolique " adlı filmde oynadı. İki yıl sonra " Antz " adlı animasyon filminde seslendirme yapan Stone, aynı yıl içerisinde " Sphere " ve " The Mighty " adlı başarısız ticari filmlerde oynadı. Stone, aynı zamanda " The Mighty " filminin yapımcılığını üstlendi. 1999 yılında bir başka yeniden yapım olan " Gloria "da başrol oynayan Stone, birçok eleştirmen tarafından olumlu eleştiriler aldı. Aktris, aynı yıl " Simpatico " adlı filmde Nick Nolte’nin acı çeken karısını canlandırdı.

Filmografi:
1999 - The Muse
1999 - Simpatico
1998 - Antz (Seslendirme)
1998 - Gloria
1998 - The Mighty
1998 - Sphere
1996 - Diabolique
1996 - Last Dance
1995 - Casino
1994 - Intersection
1994 - The Quick and the Dead
1994 - The Specialist
1993 - Sliver
1993 - Where Sleeping Dogs Lie
1992 - Basic Instinct
1992 - Diary of a Hitman
1991 - He Said, She Sais
1991 - Scissors
1991 - Year of the Gun
1990 - Total Recall
1989 - Beyond the Stars
1989 - Blood and Sand
1988 - Above the Law
1988 - Action Jackson
1988 - Tears in the Rain (TV)
1987 - Cold Steel
1987 - Police Academy 4
1985 - King Solomon’s Mines
1984 - Irreconcilable Differenes
1982 - Bolero
1981 - Deadly Blessing
1980 - Stardust Memories
Tunalım..

Posted by tunalim at 16:17:55 | Permanent Link | Comments (0) |

DÜNYA SİNEMASINDAN BAZI OYUNCULAR.. (3)

Al Pacino   
AL PACINO ,60'li yillarda tony odullu bir tiyatro aktoru iken , sadece uyanik ve girisken bir off-Broadway oyuncusunun yapmaya cesaret edebilecegi ME NATALIE (1969,Fred Coe) ve THE PANIC IN NEEDLE PARK'ta (1971,Jerry Schatzberg) basrol oynadi. Bu karanlik ve karmasik filmlerdeki cesur roller,ozelliklede THE PANIC IN NEEDLE PARK'da ki performansi,ona Francis Ford Coppola'nin 1972 bas yapiti BABA (GODFATHER)da basrol kazandirdi bugun PACINO'yla neredeyse ozdesmis Michael Corleone karakterinin Amerikan sinamasinda yeri tartisilmaz. Ve Amerikan televizyonu 1977'de BABA I ve II'yi (GODFATHER) kronolojik olarak yayinladiginda buyuk bir hata ortaya cikmisti:BRANDO ve DE NIRO bu filmlerdeki performanslari icin OSCAR'a layik gorulmusler fakat bu arada filmlere bastan sona hakim olan ve unutulmaz bir performans sergi- leyen PACINO odulsuz birakilmisti. BABA'yi izleyen yillarda AL PACINO sert,karanlik ama kirilgan bir cizgi ortaya koydu.Michael Corleone onda derin bir iz birakmis karakterinin bir parcasi olmus gibiydi.Gizemli ve karizmatik hali PACINO'nun farkli tarzlarda filmlerde basrol oynamasini sagladi SCARECROW'daki (1973 ,Schatzberg)sonunda umutsuz bir bunalima gomulen, cocuksu ama asil ruhlu aylak kahraman;SERPICO'daki(1973 Sidney Lumet)huzunlu ve herkese uzak entellektuel hippi polis gibi rollerde degisken ve cok yonlu olabilecegini kanitladi. DOG DAY AFTERNOON'la (1975, Sidney Lumet)gelen homoseksuel,agresif banka soyguncusu ve BOBBY DEERFIELD'de (1977,Sidney Pollock)canlandirdigi araba yariscisi rolleri AL PACINO icin birbirini izleyen basarilar oldu. ...AND JUSTICE FOR ALL'da tekrar patirtici avukat roluyle izleyenleri buyuledi ve en iyi erkek oyuncu odulune 4.kez ad- ay oldu. Bu basarilarin yaninda,80'li yillar PACINO icin ayni hizla glismedi.Devriyede (Cruising,1980,William Friedkin)canlandirdigi polis roluyle escinsellerin tep- kisine magruz kaldi.AUTHOR!AOTHOR!(1982,Arthor Hiller)ile bekleneni veremedi. Herseye ragmen AL PACINO "YARALI YUZ"(Scar Face,1983,Brian De Palma) ile bir daha seyirciyi buyuledi.Kuba'li bir multeci olmustu ve inanilmaz aksaaniyla bu,kesinlikle suphe goturmezdi.Yumusak yaklasimlari ve duygusalligi bir anda vahsete donusebilen,yoluna cikan engelleri gozunu kirpmadan ezip gecen bir uyusturucu kacakcisiydi ve dunyayi ayaklarinin altina almak istiyordu. AL PACINO'nun kariyerine asil darbe 1985'de REVOLUTION'la geldi.Zayif konulu bir filmi AL PACINO gibi bir oyuncunun bile kurtaramayacagi bir filmin ne kadar kotu oldugunu anlamak guc degildi.Acimasizca elestirilen PACINO tekrar tiyatroya dondu.5 yil boyunca film cekmedi kendini ickiye verdi.Daha sonra ASK DENIZI (Sea of Love,1989)piyasaya ciktiginda dunyanin en iyi filmi olma- si kimsenin umrunda degildi.Asil gormek istedikleri PACINO'ydu film buyuk sansasyon yapti.Bebek yuz gitmis gozlerinin altinda kocaman torbalar olusmus- tu ama sonunda geri donmustu ya! DICK TRACY'de (1990,Warren Beatty)PACINO ideal bir karton kotu adam olarak goz doldurdu.BABA III(1990,Francis Ford Coppola)yaslanmis ve degismis Cor- leone olarak geri dondu.Performansi ne kadar etkileyici olsada bu rol eski alisilmis kisiligiyle buyuk olcude cakisiyordu.Film buna ragmen giselerde buyuk basari sagladi.Ardindan FRANKIE ve JOHNNY (1991,Gary Marshall)'da PACINO kaba tavirlari ve yag lekeli bandanasiyla JOHNNY karakterine iyi oturmus ama PFEIFFER'in gorunumu,oyle yeknesak bir hayat icin fazla goz kamastiriciydi.KADIN KOKUSU'nda AL PACINO izliyenleri tekrar kendine hayran birakti.PACINO 8 adayliktan sonra oscar'a kavustu.AL PACINO o filmle tekrar TANGO'nun moda olmasina sebep oldu.Sanki akademi uyeleri daha evvelki hak- sizliklari icin AL PACINO'dan ozur diliyorlardi.Sonunda oscar alan PACINO' nun tepkisi "ISTIKRARIMI KIRDINIZ" oldu. Bir saticiyi oynadigi GLENGARY GLEN ROSS(1992,James Foley)'den sonra CARLITO' s WAY geldi.Bu PACINO ve De Palma'nin ikinci kez bir araya gelisiydi.Bir SCAR FACE tekrari umanlar biraz hayal kirikligina ugradilar ama AL yine gorkemli bir performans sergiliyordu.TWO BITS(1995)'de PACINO bilge dedeyi canlandirdi.Bu filmde rolun buyugu kucugu olmayacagini gosterdi.Bunun ardindan Buyuk Hesaplasma(HEAT,1995,MICHAEL MANN)'de PACINO ve De Niro bir araya geldi.Biri soygunculukta biri polislikte usta olan son yillarin en iyi suc filmlerinden birini cektiler.Kisa zamanda bir klasik haline geldi. SHAKESPEARE'in ustundeki esrar perdesini aralamak ve eserlerini daha yaygin hale getirmeyi amacladigi RICHARD III'u kendi yonetmenligiyle beyaz perdeye uyarladi ve ortaya ilginc oldugu kadar eglendirici bir dokumanter ortaya cikti:LOOKING FOR RICHARD(1996,AL PACINO).Ardindan politik bir gerilim olan CITY HALL'da oynadi. DONNIE BRASCO(1997,MIKE NEWELL) Joe Pistone'nin mafyanin icine sizisinin gercek oykusu uyarlandi AL PACINO yildizi parladigi koyu elbiseli mafya rolune geri donmustu.Seytan'in Avukati(DEVIL'S ADVOCATE,1997,Taylor Hackford) 'da zeki kurnaz ve etkileyici sekilde SEYTAN'i canlandirdi. KOSTEBEK(INSIDER,1999,MICHAEL MANN)'de PACINO Hizbullahi sorgulayan gazete- ciyi canlandirdi.Ozellikle RUSELL CROWE'un performansiyla bu film kisa zaman- da klasiklesti.KAZANMA HIRSI(ANY GIVEN SUNDAY,1999,OLIVER STONE)'nda 5 yildir kazanamayan SHARKS takimini hirsiyla sampiyon etmeye calisan bir kocu canlan- diriyor.s1m0ne(2002)'de AL PACINO HOLLYWOOD'da yildizlarin ne kadar one cik- tigini yonetmenlerin ne kadar geride kaldigini anlatiyor.AL PACINO burada HOLLYWOOD'u elestirmekten memnun.INSOMNIA(2002,CHRISTOPHER NOLAN)'da genc kiz in cinayete kurban gitmesi uzerine alaskadaki kucuk bir kasabaya gonderilen polis memuru Will Dormer(PACINO)bir suphelinin pesindeyken yanlislikla kendi ortagini vurur.Isledigi sucu bir turlu kabullenemeyen Will kendisini bir sure sonra partnerinin cinayetini arastiran yerel polis Ellie Burr (SWANK)ile karsi karsiya bulur.



Academy Year Category Movie Win/Nominated 1992 Best Actor
Scent of a Woman (1992) Win 1992 Best Supporting Actor
Glengarry Glen Ross (1992) Nominated 1990 Best Supporting Actor
Dick Tracy (1990) Nominated 1979 Best Actor
And Justice for All (1979) Nominated 1975 Best Actor
Dog Day Afternoon (1975) Nominated 1974 Best Actor
The Godfather Part II (1974) Nominated 1973 Best Actor
Serpico (1973) Nominated 1972 Best Supporting Actor
The Godfather (1972) Nominated British Academy Awards Year Category Movie Win/Nominated
1975 Best Actor Dog Day Afternoon (1975) Win
1975 Best Actor The Godfather Part II (1974) Win Golden Globe Year Category Movie Win/Nominated 1993 Best Actor (Drama)
Scent of a Woman (1992) Win 1993 Best Supporting Actor
Glengarry Glen Ross (1992) Nominated 1991 Best Actor (Drama)
The Godfather Part III (1990) Nominated 1991 Best Supporting Actor
Dick Tracy (1990) Nominated 1990 Best Actor (Drama)
Sea of Love (1989) Nominated New York Film Critics Circle Year Category Movie Win/Nominated
1975 Best Actor Dog Day Afternoon (1975) Nominated
1973 Best Actor Serpico (1973) Nominated
1972 Best Actor The Godfather (1972) Nominated

Filmografi:
2002 - People I Know
2002 - İnsomnia
2002 - The Recruit
2002 - Insomnia
2002 - S1m0ne
2000 - Any Given Sunday
1999 - The Insider
1997 - The Devil's Advocate
1997 - Donnie Brasco
1996 - City Hall
1995 - Heat
1995 - Two Bits
1993 - Carlito's Way
1992 - Glengarry Glen Ross
1992 - Scent of a Woman
1991 - Frankie and Johnny
1990 - Dick Tracy
1990 - The Godfather: Part III
1989 - Sea of Love
1985 - Revolution
1983 - Scarface
1982 - Author! Author!
1980 - Cruising
1979 - And Justice for All
1977 - Bobby Deerfield
1975 - Dog Day Afternoon
1974 - The Godfather: Part II
1973 - Scarecrow Serpico
1972 - The Godfather
1971 - The Panic in Needle Park
1969 - Me, Natalie
Robert De Niro   
" Benim çalışma şeklimde anarşi ile disiplinin kesin bir uyumu söz konusudur." diyerek kendine özgü oyunculuğunu özetleyen New York doğumlu İtalyan aktör Robert De Niro, bu başarısını sanatçı kökenli bir aileden gelmesine borçlu oldugunu iddia ediyor. Annesi ressam, babası ressam, heykeltıraş ve aynı zamanda şair olan De Niro, küçükken çok zayıf ve solgun bir bünyesi olduğu için, New York'un " küçük Italya "sı olarak bilinen mahallesinde " Bobby Milk " olarak çağrılırmış. Üzerindeki utangaçlığı on yaşında edindiği ilk sahne deneyimi olan " The Wizard of Oz " oyununda atmayı başardı. Daha sonraları Çehov'un " The Bear " ( Ayı ) oyununda yer alan aktör, giderek oyunculuğa ısındı. Yöntem oyunculuğunun en önemli temsilcileri olan ve sayısız başarılı aktörün doğmasına neden olan Stella Adler ile Lee Strasberg'ten eğitim almaya başladı.
Sinemadaki ilk aktörlük deneyimini Brian De Palma'nın " The Wedding Party " filmiyle gerçekleştiren De Niro, bu filmin ardından aynı yönetmenin " Greetings " ile " Hi,Mom! " filmlerinde rol aldı. " Bang the Drum Slowly " ( 1973 ) filminde oynadığı, ölmek üzere olan beyzbol oyuncusu Bruce Pearson karakteri ile En Iyi Erkek Oyuncu dalında New York Film Eleştirmenleri Ödülü'nün sahibi oldu. Aynı yıl yönetmenliğini Martin Scorsese'nin yaptığı " Mean Streets " adlı filmdeki performansı ile bütün dikkatleri üzerine çeken aktör, yönetmenle uyumlu bir ikili oluşturarak içlerinde " Taxi Driver ", " Raging Bull " ve " GoodFellas " gibi başarılı yapımların yer aldığı toplam sekiz filme birlikte imza attı.
1974 yılında Francis Ford Coppola'nın büyük beğeni kazanan gangster filmi " The Godgather, Part II " ile Hollywood'un starları arasına adını yazdıran aktör, Vito Corleone rolü ile En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar Ödülü'nün sahibi oldu.
Bir boksörü canlandırdığı " Raging Bull " filmindeki unutulmaz performansı ile yakaladığı başarının geçici olmadığını ispatlayan De Niro, bu kez En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar'ı kazanmasını bildi.
90'larla birlikte daha önceki filmlerinde sergilediği sert oyunculuğunda yumuşamalar gözlenen aktör, Sean Penn ile oynadığı " We're No Angels " ile " Mary Shelley's Frankenstein " filmlerindeki performansı ile olumsuz eleştirilere maruz kaldı. Özellikle sahibi olduğu yapım şirketi Tribeca Film Merkezi'ne gelir sağlamak için ticari filmlerde vasat rollere soyunmaya başlayan De Niro, " The Fan "deki oyunculuğu ile seyircisine eski günleri aratır oldu.
İkisi de 1995 yapımı olan " Heat " ve " Casino " filmleriyle kendini affettirmeye çalışan aktör, " Sleepers " ve " Marvin's Room " da görev aldığı yan rollerle yeniden tırmanışa geçti. Ünlü yönetmen Quentin Tarantino'nun daha öncekilere nazaran fazla beğenilmeyen " Jackie Brown " ve Dustin Hoffman ile birlikte rol aldığı ve bir skandalı örtbas etmek için gerçek dışı senaryo üreten özel bir görevliyi canlandırdığı " Wag the Dog " filmleriyle kariyerine yaraşır oyunculuklar çıkardı.
1998 yılında bir edebiyat uyarlaması olan ve başrollerinde Gywneth Paltrow ile Ethan Hawke'un yer aldığı " Great Expectations "da rol aldıktan sonra bir komedi filmi olan " Analyze This "te psikolojik tedavi gören bir mafya babasını canlandırdı. Bu filmin ardından Joel Schumacher'in " Flawless " adlı filminde rol alan ünlü aktör, transseksüel komşusu ile konuşarak terapi gören bir güvenlik görevlisini oynadı.

Filmografi:
2000 - Meet the Parents
2000 - Men of Honor
2000 - The Adventures of Rocky and Bullwinkle
2000 - Fifteen Minutes
2000 - The Score
1999 - Flawless
1999 - Analyze This
1998 - Ronin
1998 - Great Expectations
1997 - Jackie Brown
1997 - Wag the Dog
1997 - Cop Land
1996 - Marvin's Room
1996 - Sleepers
1996 - The Fan
1995 - Heat
1995 - Casino
1995 - A Hundred and One Nights
1994 - Frankenstein
1993 - A Bronx Tale
1993 - Mad Dog and Glory
1993 - This Boy's Life
1992 - Mistress
1992 - Night and the City
1991 - Backdraft
1991 - Cape Fear
1991 - Guilty by Suspicion
1990 - Stanley & Iris
1990 - Awakenings
1990 - GoodFellas
1989 - Jacknife
1989 - We're No Angels
1988 - Midnight Run
1987 - The Untouchables
1987 - Angel Heart
1986 - The Mission
1985 - Brazil
1984 - Falling in Love
1984 - Once Upon a Time in America
1983 - The King of Comedy
1981 - True Confessions
1980 - Raging Bull
1978 - The Deer Hunter
1977 - New York, New York
1976 - 1900
1976 - Taxi Driver
1976 - The Last Tycoon
1974 - The Godfather: Part II
1973 - Bang the Drum Slowly
1973 - Mean Streets
1971 - Born to Win
1971 - The Gang That Couldn't Shoot Straight
1971 - Jennifer on My Mind
1970 - Bloody Mamma
1970 - Hi, Mom!
1969 - Sam's Song
1969 - The Wedding Party
1968 - Greetings
Saffron Burrows   
İngiltere'de doğup büyüyen Saffron Burrows, iki devrimcinin kızı. Annesiyle babasının sürdürdüğü politik yaşamın içinde onu, oyunculuk ya da modellikten çok devrimci mücadeleye hazırlayan bir çocukluk geçirmiş. "Akıllı insanlardı." diyor onlar için. "15 yaşındayken annemin erkek kardeşimi dünyaya getirişini izledim. O zamanlar çok utangaçtım." Bu, biraz özgürlükçü dönemin hippilerinin bakış açısına benziyor ama Burrows'un annesiyle babası hippi değillermiş. "Kuzey İngiltereli devrimcilerdi." diyor. "Bağırıp çağırıp taşlanmaktan çok toplumsal mücadeleyi örgütlemek için çalıştılar. Aktif sosyalistlerdi." Peki ya o? "Zaman zaman bunu mesleğimle bağdaştırmanın zor olduğunu biliyorum ama ben feministim." diyor. "15 yaşındayken, bir yıl önce Naomi Campbell'i keşfeden Elite ajansındaki bir kadın tarafından modellik için Paris'e getirildim. İlk başladığımda feminist arkadaşlarımın gözlerinin üzerimde olacağını ve onlardan eleştiri alacağımı düşünüyordum. Ama öyle olmadı. O zaman kendi kendimi gözlemem gerektiğini anladım. "Leaving Las Vegas" filmiyle Oscar'a aday gösterilen Mike Figgis'in bu ay gösterime girecek filmi "The Loss of Sexual Innocence" ta ikizleri canlandıran 26 yaşındaki oyuncu sinema dünyasında beş yıl önce çevirdiği " Circle of Friends" filmiyle tanınmıştı.
"Circle of Friends" den sonra Mark Joffe'nin yönetmenliğini yaptığı komedi filmi "The Matchmaker" ve Jim Sheridan'ın yönettiği "Babam için / In The Name of The Father" da rol aldı. Ardından şu anki sevgilisi Mike Figgis'in yönettiği iki filmde oynadı. Bunlardan biri bu ay izleyeceğimiz "The Loss of Sexual Innocence"; diğeriyse bu yılki İstanbul Film Festivali'nde gösterilen "Miss Julie". Genç oyuncu en büyük çıkışını geçenlerde gösterime giren ilk büyük stüdyo filmi "Deep Blue Sea" ile yaptı ve en son da Freddie Prinze ve Matthew Lillard ile birlikte rol aldığı pek ses getirmeyen bilimkurgu filmi "Wing Commender" da oynadı. Beş yıl önce Saffron Burrows, "Circle of Friends"in, bu filmle çıkış yapmaları beklenen tanınmamış üç İngiliz oyuncusundan biriydi. Diğerleri, medyanın yakın takibi altında yükseldikten sonra düşüşe geçen Minnie Driver ve yeni yeni kendine gelmeye başlayan alan Cumming'di. Burrows'un bu üçlünün arasından sıyrılmasını sağlayan filmRenny Harlin'in yönettiği "Mavi Korku / Deep Blue Sea" oldu. Önceki filmlerine Burrows'un böyle büyük bir stüdyo filminde fiziksel beceri ve güç gerektiren bir aksiyon kahramanı olarak boy göstermesi şaşırtıcıydı. "Haberi verdiğimde arkadaşlarım kahkahalarla güldü çünkü ben otobüsü yakalamak için bile koşmayan biri olarak tanınırım." diyor.
Öyleyse ona, Harlin'in günlerce suların içinde ve sık sık da tehlikeyle burun buruna çalışmayı gerektiren köpekbalıklı gerilim filminde oynamaya cesaretini veren neydi? 26 yaşındaki oyuncu korktuğu şeyi görmezden gelerek cesaret bulduğunu söylüyor. Canlandıracağı parlak zekalı bilim kadınına konsantre olarak tuzlu suyun derinliklerinde geçireceği haftaları düşünmemeye çalışmış. "Deep Blue Sea" ile yaptığı çıkışı bir Woddy Allen filmiyle de yapabilirdi aslında Burrows. Ne var ki, işler yolunda gitmedi. " Biliyorsunuz 'Celebrity' filminden kovuldum." diyor. Aslında Woody insanı kovmaz da çok nazik bir mektupla durumu bildirir. Bana da öyle yaptı. Çok üzülmüştüm." derken gülüyor. "Sanırım artık daha iyiyim. Mike'ın yönettiği bir filmde oynadım ("Miss Julie"). Şimdi de "Gangster Number One" diye bir filmim var."
Son yıllarda çektiği bazı filmlerin gösterimleri başarılı olmadı. Bazıları da doğrudan video piyasasına gitti. Başka biri bu filmleri kötü seçimler ya da şanssızlık olarak görebilirdi belki ama Burrows hayatından memnun. Birçok oyuncunun yaptığı gibi kariyerini düşünerek Los Angeles'a yerleşmeyi de düşünmüyor.
"Bildiğim ve istediğim bir hayat sürüyorum." diyor. "Los Angeles'ta çalışmam gerekirse çalışırım, çalışacağım da. Oradayken işimi yapıyorum, partilerden ve medyatik olaylardan uzak duruyorum. Bunu yapmak çok kolay; ama hala Los Angeles'ta yaşayamam. Bir sanayiiden başka hiçbir şey yok orada. Benim için yeterince renkli ve zengin olmadığını düşünüyorum." "The loss Of The Sexual Innocence", gösterimde.

Tunalım...
Posted by tunalim at 16:16:43 | Permanent Link | Comments (0) |

DÜNYA SİNEMASINDAN BAZI OYUNCULAR.. (2)

Bruce Willis   
1988 yapımı " Die Hard " ( Zor Ölüm ) ile Hollywood'un vazgeçilmez kahramanları arasına giren Willis, oynadığı filmlerin yanı sıra Demi Moore'la olan çalkantılı evliliği ile de sürekli gündemde kalmayı başarıyor. Arnold Schwarzeneger ile Slyvester Stallone gibi oyuncuların başını çektiği, kasla kaplı bir vücut , tek heceli kelimeleri aşamayan konuşma kabiliyeti ve olabildiğince zayıf duygusallık gibi özelliklere sahip kahraman tiplemesinin dışında farklı bir portre çizen Bruce Willis, sinema dünyasındaki başarısını daha ziyade o korkusuz ve atılgan bakışlarını çocuksu ve oldukça seksi gözüken gülümseyişi ile bütünleştirebilmesine borçlu.
Babası ordu görevlisi olan Willis, dört kardeşin en büyüğü olarak Almanya'nın Idar-Oberstein bölgesinde dünyaya geldi. 1957 yılında babasının görevinin sona ermesi üzerine ailesiyle birlikte Amerika'ya yerleşti. Okul yılları boyunca oldukça aktif olan Willis, öğrenci konseyinin başkanlığının yanı sıra çeşitli drama kulüplerinde görevler alıyordu. Üniversiteye gitmek yerine hemen iş hayatına atılmayı tercih eden aktör, Du Pont adlı bir fabrikada ulaştırma görevlisi olarak işe başladı. Fabrikada yaşanan bir iş kazasıyla birlikte geleceğe dair beklentileri ve umutları olduğunu fark eden Willis, hayatının geri kalanını mavi gömlekli bir işçi olarak geçirmemeye karar verdi. Blues müziğine karşı duyduğu sevgi onu R&B adlı bir lokalde armonika çalmaya yöneltti. Daha sonraları çeşitli yerlerde güvenlik görevlisi olarak çalışan Willis, tiyatroya olan merakının tekrar canlanması üzerine Montclair Devlet Koleji'nde drama eğitimi almaya başladı. Bir süre Broadway oyunlarında yer aldıktan sonra yeteneğini sinemada kullanmaya karar verdi ve Manhattan'ın yolunu tuttu.
New York'taki ünlü oyuncuların mekanı olarak ünlenen Cafe Central'da çalışan Willis, korkusuzca bir filmde rol kapmanın yollarını aradı. En sonunda iyi bir fırsat yakalamayı başaran aktör, acemiliğini " Heaven and Earth "te yendikten sonra ilk önemli çıkışını Sam Shepard'ın 1984 yapımı " Fool for Love " adlı filminde gerçekleştirdi. Miami Vice adlı dizinin bir bölümünde CIA bağlantılı bir tetikçiyi canlandırdıktan sonra ulusal anlamdaki ününü Levis 501 reklamlarıyla yakaladı.
" The Verdict " ve " The First Deadly Sin " gibi filmlerde oynadıktan sonra Los Angeles'a geçen aktör, 1985 yılında Madonna'nın da yer aldığı " Desperately Seeking Susan " adlı filmde rol aldı. Buradaki macerası da kısa süren Willis, New York'a geri döndü ve ABC kanalının yeni dizisi " Moonlighting"de oynamaya başladı.
1987 yılında " Stakeout " adlı filmde birlikte oynadığı Demi Moore ile Blake Edward'ın " Blind Date " filmini bitirdikten sonra evlenen Bruce Willis, Hollrwood'daki starlık mertebesine " Die Hard " ile adım attı. Filmin hem eleştirmenler safında tutulması hem de gişede yapımcıların yüzünü güldürmesi ile bir anda aranan yıldızlar arasına girdi. Bu filmin ardından yükselişe devam eden aktör, 1989 yılında " Look Who's Talking " filminde bir bebeği seslendirdi. Aynı sene " Die Hard 2 "de oynayadıktan sonra " Bonfire of the Vanities " ile " Billy Bathgate " gibi vasatı geçmeyen filmlerde göründü. Senaryosu kendi yazdığı bir öyküye dayanan " Hudson Hawk " usta bir mücevher hırsızını canlandıran aktör, gişe başarılı bir diğer filmi " The Last Boy Scout "ta oynadı.
Oynadığı her filmi seyirci tarafından tutulması ile Hollywood yapımcılarının kazançlı bir yatırım olarak gördükleri Bruce Willis, " Striking Distance " ile bu ününe gölge düşürdü. " Death Becomes Her " ve " North " gibi seyirciyi sürükleyemeyen filmlerle değer kaybeden oyuncu, 1994 yılında Quentin Tarantino imzalı " Pulp Fiction " ile muhteşem bir dönüş yaptı. Kaybetmesi için anlaşma yaptığı mafyayı dolandırarak sevgilisi ile kaçmayı planlayan bir boksörü canlandıran Willis, bu filmle yakaladığı trendi " Nobody's Fool " devam ettirdi.
1995 yılında Brad Pitt ile birlikte rol aldığı " Twelve Monkeys " ile serinin üçüncü filmi " Die Hard a Vengeance "ın gişedeki başarısı ile yeniden vazgeçilmezler arasına dahil olan aktör, iki yıl sonra Luc Besson'un " The Fifth Element "inde Millia Jovovich ile başrolü paylaştı. 1998 yazının hit filmlerinden " Armageddon " filminde dünyaya çarpmak üzere olan meteoru yok etmek için kendini feda eden bir babayı canlandırdı.
1998'in haziran ayında uzun bir süredir magazin dünyasını meşgul eden evlliliğine son noktayı koyan aktör, Demi Moore'suz devam eden yaşamının ilk filmi " The Sixth Sense"te hayaletler gördüğünü iddia eden küçük bir çocuğa yardımcı olmaya çalışan bir psikologu canlandırdı.
Filmin beklenmedik bir şekilde gösterdiği gişe başarısıyla oynadığı her filmi kazandıracağını ispat eden Bruce Willis, son olarak Alan Rudolph'un Kurt Vonnegut'un aynı adlı romanından uyarladığı ve başrolde Nick Nolte'nin de yer aldığı " Breakfast of Champions "adlı filmde rol adlı. Son olarak "The Story of Us"la seyircinin karşısına çıkan Bruce Willis, en son olarak M.Night Shyamalan'ın "Unbreakable" filminde oynadı.

Filmografi:
2000 - Unbreakable
1999 - The Story of Us
1999 - The Sixth Sense
1999 - Breakfast of Champions
1999 - Franky Goes to Hollywood
1998 - The Siege
1998 - Armageddon
1998 - Mercury Rising
1997 - The Jackal
1997 - The Fifth Element
1996 - Last Man Standing
1995 - Twelve Monkeys
1995 - Die Hard: With a Vengeance
1994 - Nobody's Fool
1994 - Pulp Fiction
1994 - Color of Night
1992 - Death Becomes Her
1992 - The Player
1991 - The Last Boy Scout
1991 - Hudson Hawk
1991 - Billy Bathgate
1991 - Mortal Thoughts
1990 - The Bonfire of the Vanities
1990 - Die Hard 2
1990 - Look Who's Talking Too
(seslendirme)
1989 - In Country
1989 - Look Who's Talking
(seslendirme)
1988 - Die Hard
1988 - The Return of Bruno
1988 - Sunset
1987 - Blind Date
1987 - Moonlighting ( TV dizisi )
Angelia Jolie   
25 yaşında. Iki Altın Küre, bir de Oscar ödülü var. Bıçak kolleksiyonculuğu yapıyor; dokuz tane de dövmesi var. Bir dövmesinde "Kafesler içinde tutulan, çılgın kalpliler için bir dua..." diye yazıyor. Bu cümlenin kendi hayatını özetlediğini düşünüyor... Angelina Jolie... Beş yıl önce adını bile duymadığımız genç oyuncu, Denzel Washington, Nicolas Cage, Winona Ryder gibi oyuncularla başrol paylaşıyor; yeni roller için Catherine Zeta Jones ve Meg Ryan gibi oyuncularla yarışıyor; bir Oscar ödülü aldı bile ve şu anda çekimleri devam eden ünlü "Tomb Raider" filminde Lara Croft'u canlandırıyor. 25 yaşındaki kadın az zamanda bu kadar işi nasıl başardı? Gazete ve dergilere şöyle bir bakacak olursanız şu bilgileri edinirsiniz:
"Eskiden mankendi. Oscarlı oyuncu Jon Voight'un kızı. 'Trainspotting' filminden Johnny Lee Miller ile evlenip boşanmıs. Şimdi Billy Bob Thornton ile evli. Bıçaklara ve dövmelere özel bir ilgi duyuyor. Tam dokuz tane dövmesi var... "Jolie, doğrusunu isterseniz, bıçak ve dövme merakına uyan, "tehlikeli" rollerle adını duyurdu. Bu filmlerde oynarken de skandallardan kaçınmadı. "The Bone Collector / Kemik Koleksiyoncusu"nda bir katilin peşindeki polisi canlandırırken "karanlık ve pis kokan", fareli tünellerde dolaşması gerekti.
"Girl, Interrupted"da bir sosyopatı canlandırıyordu; canlandırdığı karakter çığlık çığlığa bağırırken, yatağa bağlanarak şok tedaviden geçirildi. Ilk kocası Johnny Lee Miller ile evlenirken, damadın adını kendi kanıyla sırtına yazdı. Bu konuda "Evleniyoruz işte. Insan düğününü özel hale getirmek için birazcık fedakarlıkta bulunabilir" dedi.
Yeni kocasi Thornton ile beraber rol aldığı "Pushing Tin"de soyunması gerekti. Bu konuda "Bence çıplaklık hiç de rahatsız edici bir sey değil. Ayrıca kendi göğüslerimi öyle müthiş filan bulmuyorum" diye konuştu. "Gone in 60 Seconds / 60 Saniye" filminde de Ferrariler'e özel ilgisi olan bir araba hırsızını canlandırıyor. Angelina Jolie'nin dövmelerinden birinin kişiliğini de özetlediği söyleniyor. Tenessee Williams'in şiirlerinden birinden alınmış olan bu cümle şöyle: "Kafesler içinde tutulan, çılgın kalpliler için bir dua..." Jolie bu konuda ise "Evet, benim kişiliğimi özetliyor, ama o dövmeyi biraz herkes için yaptırdım.
Kimse tamamen özgür değil. Herkesin yüreğinin bir yerinde o çılgınlık var. Onu dışarı çıkartamıyorlar, istediklerini yapamıyorlar veya olmak istedikleri kişiyle barışık değiller. Bu dövme hepimiz için..." diye anlatıyor.Açıkçası medya Jolie'ye, dövmelerine ve canlandırdığı karakterlere bayıldı; yakasını kolay kolay bırakmayacağa benziyorlar.
Medyanın ona bu kadar ilgi göstermesiyle ilgili olarak da "Biliyor musunuz? Bence hepiniz biraz garipsiniz. Bütün medya kafayı mı yedi ne? Açıkçası, kendimle ilgili duyduğum hikayelerdeki yaratıcılık beni şaşırtmaya devam ediyor" diyor...
Filmografi:
2001 - Tomb Raider
2000 - Original Sin
2000 - Gone İn Sixty Seconds
1999 - Girl, Interrupted
1999 - The Bone Collector
1999 - Pushing Tin
1998 - Playing by Heart
1998 - Hell's Kitchen ( TV filmi )
1998 - Gia ( TV filmi )
1997 - Playing God
1997 - George Wallace ( TV filmi )
1997 - True Woman ( TV dizisi )
1996 - Love Is All There Is
1996 - Foxfire
1996 - Mojave Moon
1995 - Hackers
1995 - Without Evidence
1993 - Cyborg 2: Glass Shadow
1992 - Lookin'to Get Out

Merly Streep   
Birçok film eleştirmeni tarafından yaşayan en büyük kadın oyuncular arasında sayılan Meryl Streep, bu zamana kadar 11 defa aday gösterildiği Akademi Ödülü içinden yalnızca iki tanesinin sahibi olabildi.
İlk önceleri Beverly Sills'in şefinden opera dersleri alan New Jersey'li oyuncu, ilgi duyduğu oyunculuğa yönelerek Yale Üniversitesi'nin drama bölümünden mezun oldu. İlk filmi " Julia " ( 1977 ) ile beklenmedik bir performans sergileyen Streep, bir sonraki sene " The Deer Hunter " daki rolü ile Oscar'a aday gösterildi. İlk seferinde başarılı olamayan oyuncu, Dustin Hoffman ile başrollerini paylaştığı " Kramer vs. Kramer ( Kramer Kramer'e Karşı, 1979 ) " ile Akademi Ödülü'nün sahibi oldu. Başarısının raslantısal olmadığını, 1982 yılında gösterime giren " Sophie's Choice " da canlandırdığı Nazi kampında odasına kapanmış bir anne karakteri ile ikinci kez Oscar'ı kazanarak kanıtladı.
Çok farklı kadın karakterleri üstün bir oyunculukla canlandıran Streep, 10 yıl içerisinde sinema tarihinin unutulmaz filmlerinde boy gösterdi: " Silkwood " ( 1983 ); " Out of Africa " ( 1985 ); " Ironweed " ( 1987 ) ve " A Cry in the Dark " ( 1988 ) gibi filmlerle Oscar'a da aday gösterilen ünlü oyuncu bunun dışında, " The French Lieutenant's Woman ", " Postcards From the Edge " filmleri ile de Oscar'a uzanmayı denemiş, fakat başarılı olamamıştı.
1990'larla birlikte kendisine uygun roller bulamayan Streep, eski günleri arar bir hale geldi. Fakat 1995 yılında Clint Eastwood'un evli aşığını oynadığı " The Bridges of Madison County " ile bu inişe dur dedi. Bir sonraki sene mirasyedi bir kadını canlandırdığı " Marvin's Room " ile izleyicilere kendini tekrardan hatırlatan Streep, oyunculuğun dışına çıkarak yapımcılığa soyundu.
1997 yılında televizyon için çekilen " ...First Do No Harm " filminin yapımını üstlendi. İki sene süren bir ayrılıktan sonra tekrar sinemaya dönmeye karar veren Streep , William Hurt ve Renee Zellweger gibi oyuncuların yer aldığı " One True Thing " filmindeki performansıyla bir kez daha Oscar'a aday gösterildi. Brian Friel'in Tony Ödüllü aynı adlı oyunundan Pat O'Connor tarafından uyarlanan " Dancing at Lughnasa " filminde oynadı.
Son olarak Roberta Guaspari-Tzavaras'ın gerçek bir yaşam öyküsüne dayanan " Music of the Heart " ile En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar'a aday gösterildi. Sinema kariyerinde 12. kez Oscar adaylığına hak kazanan Meryl Streep, bu özelliğinden dolayı Oscar tarihinde Katharine Hepburn ile birlikte ayrı bir konuma sahip.

Filmografi:
1999 - Music of the Heart
1998 - One True Thing
1998 - Dancing at Lughnasa
1998 - Chrysanthemum
( Anlatıcı olarak )
1998 - Eternal Memory: Voices from the Great Terror
( Anlatıcı olarak )
1997 - First Do No Harm
( TV filmi )
1997 - Assignment: Rescue
( Anlatıcı olarak )
1996 - Marvin's Room
1996 - Before and After
1995 - The Bridges of Madison County
1995 - The Living Sea
( Anlatıcı olarak )
1994 - A Century of Woman
( TV dizisi )
1994 - The River Wild
1993 - The House of the Spirits
1992 - Death Becomes Her
1991 - Race to Save the Planet
( TV dizisi )
1991 - Defending Your Life
1990 - Postcards from the Edge
1989 - Rabbit Ears: The Fisherman and His Wife
( Anlatıcı olarak )
1989 - She-Devil
1988 - A Cry in the Dark
1987 - Ironweed
1986 - Heartburn
1985 - Out of Africa
1985 - Plenty
1984 - Falling in Love
1984 - In Our Hands
1984 - Rabbit Ears: The Velveteen Rabbit
( Anlatıcı olarak )
1983 - Silkwood
1982 - Sophie's Choice
1982 - Still of the Night
1981 - The French Lieutenant's Woman
1981 - Alice at the Palace
( TV filmi )
1979 - Manhattan
1979 - Kramer vs. Kramer
1979 - The Seduction of Joe Tynan
1979 - Uncommon Women... and Others ( TV filmi )
1978 - Holocaust ( TV dizisi )
1978 - The Deer Hunter
1977 - The Deadliest Season
1977 - Secret Service ( 1977 )
( TV filmi )
1977 - Julia
Marilyn Monroe   
Hollywood' un gelmiş geçmiş en meşhur aktristi olan Marilyn Monroe, 1926 yılında Haziran ayının ilk gününde dünyaya geldi. Asıl adı Norma Jeane Mortenson olan Monroe, babasının kim olduğunu öğrenme fırsatı bulamamış. Doğumuna çok az bir süre kala bir motosiklet satın alıp San Fransisco’ya giden babası, bir daha hiç geri dönmemiş. Birçok erkekle birlikte olan annesi Gladys, kızına babasından önceki aşkı Baker' ın ismini vermiş. Oldukça çekici bir kadın olan Gladys, RKO stüdyolarında film kesici olarak çalışıyormuş. Annesinin ağır bir sinir hastalığına yakalanarak hastaneye kaldırılması, Monroe’nun bundan sonraki yaşamını yetimhanede geçirmesine neden olmuş.
1942 yılında henüz 16 yaşında olan Monroe, uçak tamircisi olan 21 yaşındaki James Doughtery ile evlendi. Dört yıl süren evliliğin ardından modellik yapmaya başladı. Altın sarısı saçları ve seksi gülüşüyle yarı çıplak pozlar veren Monroe, çekimler sırasında RKO' nun başkanı Howard Hughes’un dikkatini çekti. Hughes' un teklifi üzerine sinemaya transfer olan Monroe, daha büyük ve prestijli bir işte çalışma fırsatı yakaladığını düşünür. Altı aylık süre için hafta başına 125 dolar alacak olan yıldız, 1947 yılında ilk filmine imza attı.
1948 yılında unutulmaz filmlerinden birini gerçekleştiren Monroe, - Scudda Hoo! Scudda Hey - adlı filmde rol aldı. Filmdeki üç kısa sahnesinden ikisinde yarı çıplak bir halde görünen aktris, aynı yıl içerisinde daha iyi bir rolde oynama fırsatı yakaladı. - Dangerous Years - filmindeki Evie karakterini canlandıran Monroe, filmin başarısız olması üzerine büyülü ekrandan bir süre için ayrı kaldı. Fox şirketinin kendisiyle yeni bir kontrat yapmamasından dolayı boşta kalan aktris, bir yandan modelliğe devam ederken diğer yandan da oyunculuk dersleri almaya başladı.
Columbia stüdyolarının 1948 yapımı - Ladies of the Chorus - adlı kısa filminde iki kez şarkı söyleme fırsatı bulan Monroe, filmdeki Peggy Martin rolüyle eleştirmenlerin dikkatini çekti. Columbia şirketinden de olumlu yanıt alamayan aktris, tekrar modelliğe döndü. 1949 yılında karşısına yeni bir fırsat daha çıkan Monroe, United Artist' in - Love Happy - filminde rol aldı. Aynı yıl birçok takvime çıplak pozlar veren güzel yıldız, 1953 yılında Playboy’a kapak oldu.
1950 yılı Monroe için güzel bir yıldı. Aktris, oynadığı iki filmdeki kısa rolleriyle ilgi çekmeyi başardı. - The Asphalt Jungle - ve - All About Eve - filmlerinde oynayan Monroe, daha sonra pek çok dalda Oscar’a aday gösterilen bu filmlerin aptal sarışını olarak anıldı. 1951 yılında - Love Nest - filminde bu sefer oyunculuğuyla ön plana çıkan Monroe, seksi imajına eklediği masumiyetle bir anda hayran kitlesini ikiye katladı.
Ertesi yıl - Don' t Bother to Knock - filminde akli sorunları olan bir bebek bakıcısını canlandıran Monroe, daha sonra oynadığı - Monkey Business - deki platin sarısı saçlarıyla ticari filmler için iyi bir para kaynağı olduğunu gösterdi. Aynı yıl içerisinde beyzbol yıldızı Joe DiMaggio ile birlikte olan Monroe, kariyerinde giderek yükselmeye başladı. Betty Grable, Lauren Bacall ve Rory Calhoun gibi usta oyuncularla birlikte - How to Marry a Millionaire - filminde rol alan aktris, her ne kadar diğer oyuncuların yanında fazla dikkat çekmese de güzelliğiyle box office’e oynayan her filmde vazgeçilmez olduğunu ispatladı.
1954 yılının Ocak ayında Joe DiMaggio ile evlenen Monroe, ertesi yıl tüm zamanların en komik filmlerinden biri olan - The Seven Year Itch - de rol alarak komedi yönünü keşfetti. Evliliğini sekiz ay sonra noktalayan aktris, oynayacağı iki filmin yapım şirketleri tarafından iptal edilmesiyle birlikte bir süre ekrandan uzak kaldı.
1956 yapımı - Bus Stop - daki performansıyla eleştirmenleri, dramatik bir rolün üstesinden gelebileceği konusunda ikna eden Monroe, aynı yıl ünlü oyun yazarı Arthur Miller ile evlendi. Ertesi yıl İngiltere’ye giden aktris, - The Prince and the Showgirl - adlı filmde rol aldı. Filmler her ne kadar iş yapsa da fazla ağır bulunduğu için seyircinin beğenisini kazanamadı.
1958 yılında adını en çok duyuran komedi filmi - Some Like It Hot - da Tony Curtis ve Jack Lemmon ile birlikte oynayan Monroe, güzelliği ile yine insanları büyüledi. İşsiz kalan iki genç adamın kadın kılığına girerek kızlar bandosunda iş bulmasını konu alan film yılın en iyi iş yapan filmi olurken pek çok filme esin kaynağı olan Hollywood klasikleri arasına girdi.
1960 yılında kocası Arthur Miller’dan boşanan aktris, George Cukor' ın - Let’s Make Love - adlı filminde Tont Randall ve Yves Montand ile başrolü paylaştı. Monroe, filmin çekimleri sırasında Montand ile kısa süreli bir aşk yaşadı.
1961 yapımı " The Misfits " ile bitirilmiş son filmine imza atan Monroe, filmden hemen sonra kalp krizi sonucu hayata veda eden Clark Gable ile oynadı. Bir western olan filmde hem seyircileri hem eleştirmenleri memnun eden bir performans ortaya koyan aktris, ertesi yıl - Something’s Got to Give - adlı filmde oynamaya karar verdi. Fakat tam bu sırada şiddetli bir ateşe yakalanan Monroe, yüksek dozda yatıştırıcı ilaç alarak hayata gözlerini yumdu. Daha 36 yaşında olan aktris, yatağına uzanmış bir halde ölü olarak bulundu.
Kariyeri boyunca 30 kadar filmde oynayan Marilyn Monroe, sinemada bir efsane haline gelerek tarihin unutulmaz isimlerinden biri haline geldi.

Filmografi:
1961 - The Misfits
1960 - Let’s Make Love
1959 - Some Like It Hot
1957 - The Prince and the Showgirl
1956 - Bus Stop
1955 - The Seven Year Itch
1954 - River of No Return
1954 - There’s No Business Like Show Business
1953 - How to Marry a Millionaire
1953 - Gentleman Prefer Blondes
1953 - Niagra
1952 - Clash By Night
1952 - Don’t Bother to Knock
1952 - Monkey Business
1952 - O.Henry’s Full House
1952 - We’re Not Married
1951 - As Young As You Feel
1951 - Hometown Story
1951 - Let’s Make It Legal
1951 - Love Nest
1950 - All About Eve
1950 - The Asphalt Jungle
1950 - The Fireball
1950 - Right Cross
1950 - A Ticket to Tomahawk
1949 - Ladies of the Chorus
1949 - Love Happy
1948 - Scudda Hoo! Scudda Hey!
1948 - The Shocking Miss Pilgrim
Tunalım..
Posted by tunalim at 16:15:11 | Permanent Link | Comments (0) |

DÜNYA SİNEMASINDAN BAZI OYUNCULAR..

Arnold Schwarzenegger   
Polis şefi babasının bir futbol oyuncusu olarak yetiştirmek istediği Avusturya doğumlu Arnold Schwarzenegger, kariyerini body-building üzerine kurmayı tercih etti. 30 Temmuz 1947’de Avusturya’nın küçük bir kenti olan Graz’da dünyaya gelen aktör, Avrupa ve dünya çapında düzenlenen birçok yarışmada ödüller aldıktan sonra ( bunlara Mr. Olympia ödülü de dahildir.) kendine pek de mütevazi olmayan " Avusturya Meşesi" adını takarak (ancak mütevazi olmamakla birlikte, benzetme doğru bir benzetme sayılabilir) body-building şovları için Amerika’ya doğru yola çıkar. Koyu Avusturya aksanı ve yavaş konuşmasıyla başlangıçta bazılarına pek çıplak ve bodur bir ‘meşe’ gibi görünse de, Schwarzenegger gerçekte hırslı ve akıllı bir genç adamdır.
Wisconsin Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Bölümü’nden dereceyle mezun olduktan sonra, yarışmalardan kazandığı parayı menkul değerlere ve posta siparişiyle çalışan bir body-building aletleri pazarlama şirketine yatırım yaparak değerlendirir.
Böylelikle daha 22 yaşına gelmeden bir milyoner olan Schwarzenegger, şansını oyunculukta denemeye karar verir. Fiziğiyle yapımcıları etkilemeyi başaran aktör, zor telaffuz edilen soyadı sebebiyle ilk filmi olan " Hercules in New York"da Arnold Strong olarak kamera karşısına geçer. 1976 yapımı “Stay Hungry"de ise kendi adına geri dönecektir. 1979 da çekilen çizgi-filmvari bir western parodisi olan “The Villian"da ‘Yakışıklı Yabancı’ yı canlandırır. " Conan the Barberian " (1982) ve ardından gelen " Conan the Destroyer "( 1984) ile bir aksiyon filmi yıldızı olarak kendini kabul ettirir. “Terminatör"(1984) ile gerçek bir box- office başarısı yakalayan aktör, filmdeki “geri döneceğim" sözleriyle adeta çalışmalarının süreceğine işaret eder gibidir
1991’deki “Kindergarten Cop" da, hayatının anlamını öğretmenlikte bulan bir polis dedektifini canlandırır. Filmdeki polis rolünün tek sebebi ise babasının onu polis olarak görmek istemesidir. 1991’de " Terminator 2: Judgement Day" gösterime girer. Schwarzenegger’ın bir yıldız olarak yükselişini hızlandıran film, o ana kadar yapılmış en yüksek bütçeli filmdir- aynı zamanda en çok hasılat yapanlardan biri olur. Aktörün takip eden diğer aksiyon filmleri de " Terminator 2: Judgement Day" kadar masraflı olmakla beraber, hepsi, onun kadar başarı sağlamaz. “Last Action Hero"(1992) nın yarattığı hayal kırıklığını aktör, diğer aktör ve aktrislerin yaptığı gibi yapımcısına yüklemeyerek, bütün sorumluğu kendi üstlenir. 1990 yılında George Bush tarafından “Sağlık ve Spor Müdürlüğü"nde görev almak için çağrılınca, bu işi de aktörlükteki ciddiyetiyle ele alacaktır.
Son yıllarda, aktörlüğün yanı sıra yönetmenliğe de el atan Schwarzenegger,1992’de 1945 yapımı “Christmas in Connecticut" ın yeni çevriminde yönetmenlik yaptı. Bunun yanı sıra 1994’te,1992’deki “Last Action Hero"nun başarısızlığını unutturacak “True Lies"a imza attı. Filmin sağladığı başarının ardından, Emme Thompson ve Danny DeVito ile başrolleri paylaştığı komedi filmi “Junior" ile izleyici karşısına çıktı. Box-office’de çok yükselememiş olsa da film, karışık yorumlara sebep oldu. Aktör, komedi filmlerine 1996’da gösterime giren ve gerek eleştirmenlerden, gerekse de seyirciden tam puan alan “Jingle All the Way" ile devam etti. İzleyicinin kendisini tekrar vurdulu kırdılı filmlerde görmek isteği üzerine “Batman & Robin"de rol alan Schwarzenegger, yeraldığı bütün aksiyon filmlerinde olduğu gibi box-office’de dünya çapında $130 milyonun üstüne çıkmasına rağmen, umduğu başarıyı elde edemedi. Sağlık problemleri nedeniyle iki yıl beyaz perdeden ayrı kalan aktör, 1999’da “End of the Days" daki dünyayı kurtarmaya çalışan kahraman rolüyle tekrar setlere döndü.
Schwarzenegger’ın 2000 yılı yapımı olan son çalışması “The 6th Day", klonlamayı konu alan bir gerilim filmi.
Filmografi:
2000 - The 6th Day
1999 - End of Days
1997 - Batman & Robin
1996 - Eraser
1996 - Jingle All the Way
1994 - A Century of Cinema
1994 - Junior
1994 - True Lies
1993 - Last Action Hero
1993 - Dave
1991 - Terminator 2: Judgement Day
1990 - Kindergarten Cop
1990 - Total Recall
1988 - Twins
1988 - Red Heat
1987 - The Running Man
1987 - Predator
1986 - Raw Deal
1985 - Red Sonja
1985 - Commando
1984 - The Terminator
1984 - Conan the Destroyer
1982 - Shape Up With Arnold
1982 - Conan the Barberian
1980 - The Jayne Mansfield Story
1979 - The Villain
1979 - Scavenger Hunt
1977 - Pumping Iron
1976 - Stay Hungry
1973 - The Long Goodbye
1970 - Hercules in New York
Leonardo Di Caprio   
DiCaprio, eskiden hippi olan bir ailenin çocuğu olarak kalabalık bir ortamda yetişti. Hamile annesi, bir Leonardo da Vinci tablosuna bakarken sert bir tekme atan Leonardo'un adı belliydi artık! Daha 5 yaşında iken bir süt reklamı ile ekranlara adım atan DiCaprio, aktörlüğü gerçek anlamda 14 yaşında denedi.
Oyunculuk eğitimi almamış birisi olarak, Leonardo DiCaprio aslında Titanik'ten önce rol aldığı filmlerle performansını kanıtladığını düşünüyor. Robert De Niro ve Ellen Barkin ile oynadığı " This Boy's Life " ( 1993 ) ve Lasse Halström'ün yönettiği" What's Eating Gilbert Grape " ( 1993 ) filmleriyle oyunculuk yeteneğini kanıtladı. " What's Eating Gilbert Grape" filmindeki zeka özürlü, dağınık saçlı Arnie'nin kardeşi rolü ile başarılı bulunmasına rağmen, onu Arnie'nin yanında fazla yakışıklı kaldığı için eleştirenler de oldu. Yine de bu filmdeki oyunculuğuyla Oscar ve Altın Küre ödüllerine aday olmayı başardı.
19 yaşındayken kendisini birdenbire Hollywood'un süperstarları arasında buldu. DiCaprio'nun sonraki seçimleri de bu kanıyı değiştiremedi. Sharon Stone ve Gene Hackman'ın da rol aldığı " The Quick and the Dead ( Hızlı ve Ölü ) " deki hiç bir şeye değer vermeyen, insanlığın gelişimine inanmayan genç adam rolü ile filmin gişe başarısında büyük rol oynadı. Sonraki yıllarda uyuşturucu bağımlısı, sorunlu bir genci canlandırdığı " The Basketball Diaries " ( 1995 ), ve homoseksüel şair Rimbaud'nun hayatını oynadığı " Total Eclipse " ( 1995 ) filmleri ile de çıkışını sürdürdü.
1996 yılında çevirdiği, Romeo ve Juliet ile gerçekten genç kızların sevgilisiydi artık. Ama asıl bomba 1997 yılında patladı. James Cameron'un Titanik'indeki Jack Dawson rolü ile James Dean'in tahtını salladı. People Magazine dergisi tarafından dünyanın en yakışıklı ve güzellerinin olduğu ilk 50 listesindeydi adı… İngiliz Empire dergisi ise onu " Bütün Zamanların En İyi 100 Yıldızı " listesinde 75 numaraya oturtmuştu. Hollywood'un en çok konuşulan aktörüydü. Fakat, yine de Ben Hur'un Oscar rekorunu egale eden film için tuhaf bir durum söz konusuydu. DiCaprio, Oscar'a aday gösterilmemişti!
DiCaprio,yönetmenliğini Danny Boyle'un üstlendiği ve Robert Carlyle ve Tilda Swinton gibi oyuncuların yer aldığı 2000 yapımı " The Beach ( Kumsal ) " adlı filmde gezgin bir maceraperesti canlandırdı.

Filmografi:
2000 - The Beach
1998 - Celebrity
1998 - The Man in the Iron Mask
1998 - Don's Plum
1997 - Titanic
1996 - Marvin's Room
1996 - Rome & Juliet
1995 - Total Eclipse
1995 - The Basketball Diaries
1995 - The Qucik and the Dead
1994 - The Foot Shooting Party
1993 - What's Eating Gilbert Grape
1993 - This Boy's Life
1992 - Poison Ivy
1991 - Critters 3
1990 - Parenthood
1985 - Growing Pains ( TV dizisi )
Madonna   
" Adımın Madonna konulmasına rağmen nasıl olduğumdan farklı biri olabilirdim ki. Ya rahibeliğe son verecektim ya da buna. " Asıl adı Madonna Louise Ciccone olan Madonna 16 Ağustos 1958 yılında Michigan'da dünyaya geldi. Medya kültürünün en önemli fenomenlerinden biri olan Madonna, müzisyenliğin yanı sıra çeşitli filmlerde canlandırdığı aykırı tiplemelerle dikkat çekti. Tüm zamanların en çok iş yapan ender yıldızlardan biri olan yıldız, ruhunu kaplayan dinamikliği şarkı sözlerine yansıttığı kadar vücut diline de dökmeyi başarıyor. Gerek giyim tarzı gerekse de garip ve aykırı tavırlarıyla her daim gündemde kalmayı başaran Madonna, yaşadığı dönemin kültürel dönüşümlerini ve moda hareketlerini yakından etkiledi.
Mühendis bir baba ile ev hanımı bir annenin en büyük kızı olarak dünyaya gelen Madonna, 6 yaşına geldiğinde babasının kansere yenik düşmesine şahit oldu. Okul yılları boyunca piyano, bale eğitimi alan yıldız, girişken yapısı ve kendini gösteren yeteneğiyle sınıfında sivrilmeyi başardı. Her zaman için içinde bulunduğu grubun lideri olmayı tercih ettiğini belirten Madonna, özellikle dansa olan büyük yeteneğinin keşfedilmesiyle birlikte Michigan Üniversitesi'nde dans eğitimi almaya başladı. Henüz iki sene geçmemişken okuldan sıkılır ve ünlü bir yıldız olma sevdası ile New York'a yolculuğa çıkar.
Bir süre düşük ücretli işlerle yetinmek zorunda kalan Madonna, Times Square Dunkin' Donuts gibi yerlerin alt kadrolarında çalıştı. Bu sırada Alvin Ailey ile Martha Graham'ın dans grubuna katılarak bir çok dans gösterisinde isimsiz bir yüz olarak dans etti. 80'li yılarla birlikte İlgisi giderek danstan müziğe kaydı ve kısa süreli kasetlerle şarkı denemelerinde bulundu. Bir taraftan gitar ve piyano dersleri alırken diğer taraftan kendi başına şarkı sözleri yazmaya başladı. Yerel dans kulüplerinde şarkı söyleyerek bir yandan da geçimini sağlamaya çalıştı. Ateşli ses tonu ve yaramaz sahne gösterileriyle izleyenleri etkilemeyi başaran Madonna, 1982 yılında DJ Mark Kamins'in desteğiyle " Everybody " isimli bir demo-single çıkardı. New York'un gece kulüplerindeki etkileyici sahne gösterimleriyle müzik çevrelerinin dikkatini çekti ve bu sayede ilk single'ı olan " Holiday "i piyasaya sürdü. Şarkının radyolarda dinlenmesi ve hatta Amerika TOP 20'lere girmesiyle hızla yükselen Madonna, daha sonraki " Lucky Star " ve " Borderline " şarkıları ile yeni bir dünyanın kapılarını araladı.
Bu sırada şarkılarına video yapılması ile birlikte kendini bütün dünyaya tanıtma yoluna giden yıldız, Warner Bros'un altında " Like a Virgin "( 1984 ) albümünü çıkardı. 1985 yılında diğer bütün şarkıcılardan daha çok müzik yapan ve daha çok dinlenen bir şarkıcı sanatçı haline gelen Madonna, kısacık şortları, dinsel ve yerel aksesuarları ve örgülü başlıkları ile özgün bir hava yarattı. Aynı yıl içerisinde sinemaya da yönelen şarkıcı, vasatı geçmeyen eğlence filmlerinde rol aldı. İlk olarak " Vision Quest " ve " Desperately Seeking Susan " adlı filmlerde oynadıktan sonra sıradışı tavırlarıyla dikkat çeken aktör Sean Penn ile evlendi. Ertesi yıl David Rabe'in " Goose and Tom-Tom " adlı bir tiyatro yapımında Sean Penn ile birlikte rol aldı. 16 Ağustos 1985 tarihinde California'daki evlilik törenleri medya tarafından büyük ilgi gören çift, 1986 yılında " Shanghai Surprise " adlı filmde yeniden birlikte rol aldılar.
1989 yılında çıkardığı "Like a Prayer " albümünün müzik videosunda yanan bir kalabalığın önünde dans edip, bir rahibi öptükten sonra vücudunda yaralar ortaya çıkan ( stigmata ) Madonna, bu kliple birlikte büyük tepki topladı. Gelen talepler üzerine sponsorluğunu çekmek zorunda kalan Pepsi'den sonra birçok TV kanalı yaptığı anlaşmaları feshetti. Skandallar serisine devam eden Madonna, 1991 yılında " Truth or Dare " adlı bir belgeselde oynadıktan sonra " Sex " adlı bir kitap çıkardı. Ertesi yıl da " Erotica " albümünü tamamladı.
1992 yılında Time Warner ile 60 milyon dolarlık bir anlaşma yaparak yıldızlığını tescillendiren Madonna, sinemaya her zaman için yeşil ışık yakacağını oynadığı " Blue in the Face " ve " Four Rooms " gibi filmlerle gösterdi.
14 ekim 1996 yılında erkek arkadaşı Carlos Leon'dan bir kız çocuğu dünyaya getiren star, anne olmasıyla birlikte sakinlik ve huzurun hakim olduğu bir yaşam biçimini benimsedi. Bu sırada " Who's That Girl? " ( 1987 ) ve " Body of Evidence " ( 1993 ) adlı filmlerin özgün müziklerine imza attı. 1996 yapımı Amerikan filmi " Evita "da Arjantin'in efsanevi ismi Evita'yı canlandıran Madonna, bu rolüyle Müzikal ya da Komedi dalında En İyi Kadın Oyuncu Altın Küresi'nin sahibi oldu.
Yaşadığı süre boyunca birçok etkinliğe imza atan ve her daim zirvede kalmayı başaran Madonna, şöyle bir geçmişe baktığında kendisini başarılı bulmadığını söylüyor : " Kendimi o kadar iyi saymıyorum, daha fazla çalışmalıyım. Ama şimdi düşünüyorum da arkama bakıp şöyle diyebilirim. Hey yeter artık, hiçbir yarışı kazanmak zorunda değilim. Esas baskı kimseden değil tamamen kendimden geliyor. Etrafa şöyle bir bakıyorum da çevremdeki insanların kıskançlığını görüyorum. Diğer insanların hayatını görüyorum ve düşünüyorum ve kendi kendime soruyorum bu hayatı istiyor muyum diye ve cevap buluyorum : Hayır o zaman kapa çeneni! " Son zamanlarda kendini dinsel ve mitolojik ritüellere veren Madonna, Rupert Everett ile birlikte rol aldığı " The Next Best Thing " adlı filmde Abbie adlı bir yoga hocasını canlandırıyor. Her ne kadar dingin bir yaşam sürse de haraketlilikten ve değişiklikten ödün vermeyen yıldız, son olarak " Lock, Stock, and Two Smoking Barrels " adlı filmin İngiliz asıllı yönetmeni Guy Ritchie'den bir çocuk beklediğini açıkladı.

Filmografi:
2000 - The Next Best Thing
1996 - Evita
1996 - Girl 6
1995 - Four Rooms
1995 - Blue in the Face
1994 - Justify My Love
1993 - Dangerous Game
1993 - Body of Evidence
1992 - Shadows and Fog
1992 - A League of Their Own
1991 - Madonna: Truth or Dare
1990 - Madonna: Blond Ambition world Tour'90
1990 - Dick Tracy
1989 - Bloodhounds of Broadway
1987 - Who's That Girl?
1986 - Shanghai Surprise
1985 - Vision Quest
1985 - Desperately Seeking Susan
1985 - A Certain Sacrifice

Tunalım.
Posted by tunalim at 16:13:19 | Permanent Link | Comments (0) |